“Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” bir yıldan bu yana sevilen, dillerden düşmeyen bestesi Barış Manço’nun. Küçüğünden büyüğüne, yaşlısından gencine müziğiyle yaklaşabilen Manço, 1970’den bu yana görüntüsünde değişikliğe gitmedi. Uzun saçlarını bir gün olsun kesmedi askerlik dönemi dışında. Garip giysilerini bir gün kenara atmadı. Erkek olmasına karşın, kolyesi, küpesi, yüzüğü ve bileziğiyle hem çaldı hem söyledi. Kısacası “kendi modasını” kendi sürdürdü. Bu davranışının niçin ve nedenlerini sorduğumuzda şu yanıtı verdi:

— Bugüne dek pop müziğinde değişkenlik ön planda. Aslında popun kaynağında yenilik göze çarpar. Ama bir de bu kuralın tersi söz konusu. Ünlü olduğu görüntüden başkasını benimsemeyenler var mesela. Mihellen Miathiev, Elton John ve Poppinodi Capri gibi. Aslında bu ters bir olgudur, zordur ve başarması hayli yorucudur. Bir imajı silmemek. Tıpkı çizgi film kahramanı gibi yıllarca aynı görüntüde kalmak. İşte ben bunu becerdiğime inanıyorum. Türkiye’de hafif müzik söyleyenlerin hepsi değişti. Hele ki kadın sanatçılar. Kendilerine uygun bir modayı seçmek yerine modanın gerekliliği neyse onu uygulamışlardır. Yaptığım bu olgudan mutluluk ve kıvanç duyuyorum. Haksızlık etmiş olmayayım. Sinemada böyle bir sanatçı var: Türkan Şoray.
Yıllardır saçları uzun ve siyah. Aynı görüntüyü sürdürüp duruyor. Onu da kendi adıma kutlamak isterim.

baris-manco-roportaji-1980-kadinca-dergisi-arsivleri (5)Kadını ezmek kendini düşkün hissedenlerin işi
Okurlar beni fazla tanımayabilir. Tanısa da anlatmak isterim. 1 Ocak 1943’de doğdum. Oğlak burcuyum. Annem ile babam ben iki buçuk yaşındayken ayrıldı. Ben ve ağabeylerim babam ile birlikte oturduk. Annem Rikkat Kocataş çalışıyordu. İlkokuldan sonra Galatasaray Lisesi’inin leyli meccani kazandım. Yani parasız okudum. Parlak bir öğrenci değildim. Ortaokul yıllarında müziğe merak sardım. Edebiyatım iyiydi fakat gel gelelim, fizik/ kimya/ matematik dendi mi zayıflar başlıyordu. En sonunda ağabeyimin korkusuyla zar zor liseyi bitirdim. Öğretmenler müziği bırakıp okuyup adam olmamı istediler. Ben ise müzik, güzel sanatlar diye direttim.

Müzisyen olmaya karar verdiğim an
1964 yılında Belçika Güzel Sanatlar Kraliyet Akademisi’ne girdim. Grafik Sanatları seçtim ve altı yıl hiç sınıfta kalmadan tahsile devam edip garsonluk, benzin istasyonunda memurluk, gazete satıcılığı gibi bir öğrencinin çalışıp para kazanacağı her işte çalıştım. Elimde gitarım ile lokallerde, kahvelerde şarkı söyledim. Beste çalışmalarımı sürdürdüm ve üç yıl Türkiye’ye gelmedim. Bir yaz tatilinde gelip “Seher Vakti”, “Kol Düğmeleri isimli bestelerimi plağa okuyup gittim.. Akademi ancak altı yılda bitiyordu. Belçika’ya döner dönmez plağın çok tutulduğunu, döner dönmez plağın çok tutulduğunu, bana ün kazandırdığını yazdılar. Nasıl sevindim bilemezsiniz. Ardından akademiyi birincilikle bitirdim. Ardından beş yıldır beraber yaşadığım Marie Claude adlı Belçikalı sevgilimle evlenmeye karar verdim. Verdim ama..baris-manco-roportaji-1980-kadinca-dergisi-arsivleri (1)
Evet, basında da yer aldı evliliğin o yıllarda.
Evlendiğimizin üçüncü günü Maria ile ayrılmaya karar verdik. Çünkü beş yıldır konuşmadığımız bir şey varmış meğer. Evlendikten sonra benim bir büroya girip grafik sanatı ile uğraşmamı istedi. Kendisi böyle olacağını zannediyormuş. Ben tam tersine, kendimi tamamen müziğe verdim ve üçüncü günü evliliğim bitti.

baris-manco-roportaji-1980-kadinca-dergisi-arsivleri (2)

Evlilik mi beraberlik mi?
Evlilik şart değil. İyi bir beraberliğin aslında evlilikten farkı yok. Ama ben yine de evlenmeyi yeğledim. Üç yıl boyunca Lale ile birlikte olduk. Lale, kendini bende buldu ben de kendimi onda. İki yıldan bu yana bu evde bir çıt bile çıkmadı. Toplumumuzda kadınıne erkeği bir banka cüzdanı, erkeğin de kadını yemek listesi gibi görmesi üzücü bir durum. Boşanmalar da bu yüzden oluyor. Aslında mutluluk o kadar kolay ki. Bireyselliği karşısındaki kişide bulmaya mutluluk diyorum ben.

baris-manco-roportaji-1980-kadinca-dergisi-arsivleri (4)Kaynak: 1980, Kadınca Dergisi