Ekmek Teknesi ekibine nasıl dahil oldunuz?
Geçen yıl bir süreliğine dil eğitimi almak için Malta’ya gitmiştim. Orada olduğum süre içinde bu çalışmalar başlamış. Nasıl oldu bilmiyorum, benim bir fotoğrafım ellerine geçmiş. Fotoğrafta ben uzun saçlı, top sakallı, gözlüklü bir tipim. Fotoğrafı görünce benim “ölü” karakterini oynayabileceğimi düşünmüşler. Döndükten sonra beni çağırdılar ve rolü teklif ettiler.

Hasan Kaçan bunları bana anlatmıştı. “Böyle bir şeye girmek ister misin; çünkü bir lafın var ve belki 20 bölüm hiçbir şey demeyeceksin. Yalnızca Allah diye bağıracaksın. Bir yedek oyuncusun. Sahada olmazsın, ama şampiyonluğu beraber kutlarız” dedi. Böyle başladım. Dediğiniz doğru, riskli bir roldü. Ama beğenildi, dizi sevildi. Bizim hayranlarımız yok, sevenlerimiz var. Kadınlar kadar eı kek izleyicilerimiz de var. Bu da doğru bir strateji ve doğru bir kast ile çıktığımızı gösterir.

■ O meşhur ‘Allah’ sözü, sizin yaratıcılığınız mı? Yoksa bir yönetmen veya Hasan Kaçan’la çalıştınız mı?
Oynamam kesinleştikten sonra beni bir telaş aldı. Çünkü dizide bir tek söz söyleyeceksiniz ve bunun etki uyandırması gerekiyor. Çalışmak için iki ay sürem vardı. Elinizde bir tiyatro metni olsa, geçersiniz odanıza çalışırsınız. Bunu da kimse yadırgamaz. Ama evin içinde ‘Allah Allah’ diye çığlıklar atarsanız, insanlar bir süre sonra ‘ne oluyor?’ demeye başlar. Evde çaktırmadan bir şeyler yapıyorum, evdekileri de korkutmak istemiyordum. Bir gün evde annem ve ablamla kahvaltı ediyoruz. Çok az da bir vaktim kalmıştı. Birden oturduğum yerde o meşhur çığlığı attım. Korkudan annem bir yana, ablam bir yana düştü. İkisi de bana bir şey oldu zannettiler. Sonra bunun bir deneme olduğunu söylediğimde ikisi de aynı anda “Allah cezanı vermesin” dediler. O zaman anladım ki, bu işi böyle yapabilirim. İlk gün sette “Yap bakalım nasıl olacak” dediler, ben de “Abi yapmayayım. O bir kerede çıkacak” dedim. Heredot Cevdet anlatmaya başladı, gazı da güzel verdi. Ben çığlığı atınca herkes gülmekten kırıldı.

■ 1973’te Trabzon’da doğdu.
■ İlkokuldayken bir önlük firmasının reklamında oynadı.
■ Lisede tiyatro yaptı.
■ Marmara Üniversitesi’nde pek çok bölüme girdikten sonra Arşivcilik bölümünden mezun oldu.
■ Lale Oraloğlu Tiyatrosu’nda görev aldı.
■ İki sene kadar ‘Ruhsar’ dizisinde Cem Davran’ın iş arkadaşı Selçuk’u oynadı. (O zaman saçları uzundu ve gözlük kullanıyordu.)
Şimdi ‘Ekmek Teknesi’ dizisinin ekstrem karakteri Ölü’yü oynuyor.

■ Bağırmadan önce bir de hazırlık dönemi var. Yutkunuyorsunuz, yüzünüz geriliyor.
Onun adı cezbeymiş. Ben o cezbeye geldikten sonra bir iki dakika kendime gelemiyorum. Gerçekten öyle çıkıyor. Bir kerede yapmam lazım; çünkü beş kere üst üste yapabilme şansım yok. Tekrara girdiği zaman inanılmaz bir ağırlık yapıyor. Giderek de söyleme sürem uzuyor, bakalım rekor ne kadar olacak.

■ Herkes bu adamın hayatını çok merak ediyor. Evli mi, bir gün kendine benzeyen bir çocukla gelip, oğlu olduğunu mu söyleyecek?
Bunu ben de merak ediyorum. Çünkü berber olduğunu bile çok sonra öğrendik. Adamın sufi bir tarafı da var. Hayata başka bir taraftan bakıyor. Ama bence Here-dot’un talebesi gibi bir adam. Çünkü Heredot’un sürekli sağ omuz arkasında. Sürekli peşinde, bir şey söylediği zaman hemen yapıyor. Bağırdığında alnından öpüyor. Ama Heredot’u da tam olarak tanımıyoruz. Yarın tüm bu bağlantılar ortaya çıkabilir. Zaman gösterecek.

■ Peki yarı aralık gözle bakmak sizi zorlamıyor mu?
Zorladığı tek şey esprilere gülemiyorum. Çünkü elbisemi giyip, makyajımı yaptırdıktan sonra direkt ‘Ölü’ oluyorum. Konsantrasyon çok önemli. Duruşumu bozduğum anda, sanki bir daha aynı havayı yakalayamayacakmışım gibi geliyor. O yüzden sette olan komik şeylere, esprilere gülmemeye çalışıyorum.

■ Size öğrettiği şeyler var mı?
Kesinlikle… Ben normalde çok sabırsız, tez canlı bir insanım. Düşündüğüm şeylerin bir an önce olmasını isterim. Geçenlerde arkadaş grubuyla otururken kuşlar masamıza pisledi, ben de sinirlendim. Yan masadan biri bana dönüp “Sinirlenmemek lazım” dedi. Yine bir gün yağmurda taksi bulmaya çalışıyorum, kendi kendime “Hay Allah” falan diyorum. Yanımda duran polis memuru “Acele etmemek lazım” dedi. ‘Ölü’ sayesinde izleyici beni uyarıyor.

■ Sevdiğiniz yönleri var mı?
Bir kere maddeyi aşmış birisi. Parada pulda gözü yok. İşine çok karıştığı için kahvecinin saçını kesmiyor. Oysa ondan para kazanıyor. Adam öyle cümleler kuruyor ki, bunu Ölü’den başka kimse söyleyemez. Özellikle ona yazıyorlar. Geçen hafta yayımlanan bölümde “Hamken pişmek, pişmişken yanmak lazım” diyor. Evet, hayat da böyle. Ham olmamak lazım. Beni sufi tarafı çekiyor.

■ Başka projeleriniz var mı?
‘Ekmek Teknesi’ devam ediyor. Sanırım talep olduğu müddetçe de devam edecek. Ben bunun bir şans olduğunu düşünüyorum. Hoca rejisörlerle, hoca oyuncularla çalışıyorum. Yeniyken böyle bir şans yakalamak gerçekten çok önemli. Eğer bundan sonra bir proje olacaksa da bunun çıtayı biraz daha yükselten bir şey olmasını istiyorum.

KAYNAK: 2003, Tempo Dergisi